''Bu Yazın Fotoğrafı!'' Yarışmasında Son İki Gün!

Bildiğiniz gibi şu yazımda bir fotoğraf yarışması başlatmıştım. Katılım ve oylama için son iki gün, haber edeyim dedim. Şimdilik 11 kişi katıldı ve Melike'nin rengarenk deniz yıldızlı fotoğrafı 1. liği sırtlamış durumda.


Hepinizi yarışmaya, katılmak istemiyorsanız da mutlaka oy kullanmaya davet ediyorum.

Hamiş 1: Yarışmaya katılan sevgili 11 arkadaşım, lütfen sizler de en beğendğiniz fotoğrafa oyunuzu kullanın.

Hamiş 2: Şuradan yarışmaya katılabilir ve VOTE yazan kutucukları tıklayarak da istediğiniz fotoğrafa oy verebilirsiniz. Fakat önce siteye kayıt olmanız gerekiyor.

Ofis Manzaraları

Düzenli bir insan olduğumu söyleyemem.
Hatta açık söylemek gerekirse, ben bayağı dağınık bir insanım!
Ofiste de genelde kendi dağınıklığımdan yine kendim bunalıncaya kadar masamda her şeyi her yere atarak çalışmaya devam ederim. Sonra öyle bir an gelir ki ''ÖÖÖöeeeh! Çıldıriciim, her şey her yerde! Bu ne dağınıklık azizim!'' der hummalı bir derleme, toplama, temizleme ritüeline başlarım.

Bugün mesela,  bilgisayarımın başında işlere dalmış çalışırken bir an için kafamı bilgisayarın ekranından kaldırdım ve şu manzarayla karşılaştım:


Kullanılmış peçeteler kendi imparatorluklarını ilan etmiş, kimbilir ne zaman gelmiş mektup zarfları masanın en güzel yerlerine kıvrılmış, kablolar birbiriyle elim sende oynar pozisyondaydı. İşte o anda bir aydınlanma yaşadım ve içimde derinlerde bir yerde sakladığım titiz ev kadını, o derin uykusundan uyandı! Şöyle 10 dakikalık sıkı bir derleme-toplama-silme çalışmasından sonra bakın nasıl oldu masam:


Sonra mı? Sonra o titiz ev kadınını derin uykusuna bir sonraki aydınlanma anına kadar geri yolladım.

Öğretmenim Mori'yle Salı Buluşmaları'ndan 5 Alıntı

Çok çok uzun zamandır okumak istiyordum bu kitabı. Türkiye'de yaşarken bir çok kitapçıya sormuş, bulamamıştım. O zamanlar internetten alışveriş yapma alışkanlığım da pek yoktu...
Sonra Cenevre'de ingilizce kitaplar da satan bir alışveriş merkezinde ingilizce versiyonuna rastladım ve hemen aldım!

Görsel idefix'ten alınmıştır.

Hayatımda okurken en çok etkilendiğim kitaplardandı. Bunda gerçek bir yaşam öyküsünü konu almasının da yadsınamaz bir payı var. Kitabın konusuna gelirsek:

Kitabın yazarı Mitch Albom üniversitede okurken sosyoloji profesörü Morrie'ye çok hayrandır, Morrie ona bir çok konuda yol gösterir. Fakat asıl hikaye Mitch mezun olduktan yıllar sonra başlar.

Mitch bir TV programında öğretmeni Morrie'nin ALS hastalığına yakalandığını ve bu dünyadaki zamanının oldukça sınırlı olduğunu öğrenir. Yıllardır iletişim kurmadığı öğretmenini ziyaret etmek için bir salı günü Morrie'nin yanına gider. Morrie Mitch'den o günden itibaren ölene kadar her salı günü yanına gitmesini ister, bu onların son dersleri olacaktır.  O günden itibaren Mitch her salı günü Morrie'nin yanına gider ve bu yaşlı adamın hayata dair anlattığı hikayeleri dinler...Ölmekte olan adam yaşayan öğrencisine hayata dair bilmesi gerekenleri anlatır... Kitabı okurken beni etkileyen bazı cümleleri sizinle paylaşmak istedim:

1) "Ölüm bir hayatı sonlandırır, ilişkiyi değil!"

2) "Bu sadece sevgiyle değil, bir ailenin ne olduğuyla alakalı. Ailenin her zaman senin için orada olduğunu bilirsin. Hayatta başka hiç bir şey sana bu duyguyu vermez. Para vermez. Ün vermez. İşin vermez." 

3) "Yaşlanmak sadece yıpranmak demek değildir. Yaşlanmak büyümektir. Öleceğini bilmenin negatifliğini düşünmek yerine öleceğini anlamak ve tam da bu yüzden daha iyi bir hayat yaşamaktır."

4) "Kim olduğunu kabul et ve bundan zevk al!"

5) "Gerçek şudur ki: Nasıl ölüneceğini öğrendiğinde, nasıl yaşanacağını da öğrenirsin."

Kitabı dilerseniz şuradan alabilirsiniz.

Hamiş: Filmini izlemedim. Önce kitabı okumak istedim.

MİM - Mesleğimizin iyi-kötü yanları

Sevgili Uçan Karavan, çok güzel bir mim başlatmış. Şöyle de açıklamış :


''Hepimizin mesleğinin güzel yanları, kötü yanları var. Bu yanlara ek olarak bazı yetenekler olmadan bazı mesleklerde başarılı olmak imkansız, bu kesin.. Ben diyorum ki bu sefer farklı bir şey yapalım. Uzun zamandır yapmadığımız mimleme olaylarına bu sefer farklı yaklaşalım.. Mesleklerimiz hakkında birazcık bilgi verelim. Detay yok. Şirket mirket gibi. Genel olarak mesleğinin en güzel yanı, en kötü yanı, gerektirdiği yetenekler, meslekte gelişmek için gerekenler, ne biliyim aklınıza ne gelirse mesleğiniz hakkında yazabilirsiniz. Böylece meslek değiştirmek isteyenlere, yeni mezunlara bir nebze yardımımız olabilir. Ne dersiniz? ''
Uçan Karavan'ın başlattığı bu Mim'in konusunu meslek seçiminde kararsız olan arkadaşlarımız için çok yararlı buldum ve hemen sorularını cevapladım.

Şu an yaptığın mesleğe nasıl başladın? 

Öncelikle mesleğimden bahsedeyim. Aslında hala öğrenciyim. CERN'de, yani Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'nde bir doktora öğrencisi olarak çalışıyorum. Üniversite sınavında bütün tercihlerim Fizik bölümlerinden oluşuyordu. Tek bir tane bile başka bölüm yazmamıştım. Hedefimse günün birinde CERN'e gelip buradaki araştırmaların bir ucundan tutabilmekti. Çukurova Üniversitesi Fizik bölümünden mezun olup, yüksek enerj fiziği dalında doktorama başladım, daha sonra bir projeye dahil olup, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun verdiği bursla CERN'de çalışmaya geldim.

Mesleğin için gerekli karakteristik özellikler neler? 

Bu meslek için en en en önemli özellik merak! Merak etmelisiniz. Evreni, nasıl oluştuğunu, nelerden oluştuğunu bundan 13.7 milyar yıl önce ne olduğunu, kaderini...Sonra da azim geliyor sanırım. Çünkü eğer deneysel bir yüksek enerji fizikçisi olacaksanız önünüzde çok uzun bir yol, öğrenilecek çok fazla yeni bilgi var... Strese dayanıklı olmayı da eklemezsem olmaz. Çünkü CERN'de çalışmak bitmek bilmeyen bir stres ortamında bulunmak demek.

Olumlu yanları neler?

En başında insana verdiği tatmin duygusu. Düşünsenize bundan 13.7 milyar yıl önce büyük patlama olduğunda olanları araştırıyorsunuz, bir ucundan evrenin büyük sırlarını çözmeye ortak olmak için uğraşıyorsunuz.

Sonra dünyanın bir çok farklı ülkesinden, farklı kültürlerde yetişmiş insanla birlik içinde çalışıp iş üretmeyi öğreniyorsunuz.

Bir de merak boyutu var olayın tabii. Bir şeyi çok merak ettiğinizde ne olur? Gözünüze uyku girmez, 'Meraktan ölmek' diye deyim bile var. Bu merakınızı gidermek için bir şeyler yaparsınız. İşte eğer parçacıkların büyülü dünyasını merak ediyorsanız bu merakı gidermek için en iyi yer CERN!


Peki ya olumsuz yanları? 

En basitinden: yaşıtlarınız üniversiteyi bitirip hemen iş hayatına atılıp bir düzen kurarken siz master, doktora diye devam ediyor ve adeta hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir öğrencilik hayatı sürdürüyorsunuz.

Hiç bitmeyecek bir iş temposunda çalışmanız gerekiyor. Sabah 8 akşam 5'lik işlerden hoşlanan biriyseniz kesinlikle size göre değil!

Malum ülkemizde bilime verilen değer belli. Eğer bu mesleği seçmeyi düşünüyorsanız, hiç bir zaman öyle çok büyük paralar kazanamayacağınızın farkında olun.

Dileyen bütün arkadaşlarımı bu mim'i cevaplamaya davet ediyorum.

Çantamda Ne Var?

Haftanın bu en güzel, yani ''son!'' iş gününden herkese merhaba!
Çantamda ne var çılgınlığına ben de katılayım dedim.
Genelde çantalarımın içerisinde çiğnenmiş sakızların boş ambalajlarından der top edilip tıkıştırılmış mendil parçalarına kadar envai çeşit obje bulunur. Fakat şanslısınız ki bugün size göstereceğim çantayı kullanmaya yeni başladığımdan oldukça temiz, az ve öz nesneler çıktı içerisinden.


Cenevre'nin en sıcak yaz gününün akşamında dahi ürperebilir, ince bir hırkaya ihtiyaç duyabilirsiniz. Dolayısıyla çantamda her zaman ince bir hırka bulundurmaya dikkat ediyorum. Hırkanın üzerinde de ofisime girebilmem için gerekli olan CERN kartım, uzun zamandır bana çektiren gastritimin baş düşmanı Lansor'um, Laser'le gözlerimi çizdirdikten sonra en olmadık anlarda beni yoklayan göz kuruluğu için suni göz yaşı damlası ve çok sevgili migrenim ziyaretime geldiğinde ona ikram etmek için her daim hazır bulundurduğum ağrı kesicim yerlerini almışlar.

iPhone'umun, makyaj çantamın, güneş gözlüğümün ve cüzdanımın çantamın demirbaşları arasında olduğunu söylememe bilmem gerek var mı?


Makyaj çantamın içindekilere gelirsek, alerjik bu bünyenin kurtarıcısı sevgili antihistaminik haplarım, küçük el kremim (üzerinde at resmi olan) ve çeşit çeşit makyaj malzemesi (ki normal günlerde yüzüme hiç bir şey sürmediğim halde neden hergün bunları kendime yük ettiğime dair hiç bir fikrim yok!) yanımdan ayırmadıklarımdan.

Bildiğiniz gibi bu 'çantamda ne var?' akımı, youtube kanallarında milletin çantasının içerisindekiler bir bir göstermesiyle başlayan ve çok ilgi görünce bloglara da mim'ler halinde yayılan bir akım. Ben de buradan yiğidin malı meydandadır diyip, çantasındakileri ortaya dökmek isteyen bütün arkadaşlarıma yolluyorum bu mim'i.

Bir yaz daha böyle akıp gider...ken bir Fotoğraf yarışması!

Merhaba!

Bu yaz da  ılık akşamlarında denizin kıyıya vurarken ki o sesini, insanın iliğini ısıtan güneşini, kumlardaki o sıcaklığı, kumsallardaki mis gibi güneş kremi kokusunu, akşam meltemlerini ve milyonlarca güzel anısını toplayıp gitmeye hazırlanırken bir fotoğraf yarışması yapmaya ve bu yazın anılarını ölümsüzleştirmeye karar verdim!

Yapmanız gereken tek şey şuraya tıklayıp dilediğiniz bir yaz fotoğrafınızı yüklemek ve koşulları yerine getirdiğinize dair bu paylaşımın sonuna yorum bırakmak. Yarışmanın kuralları yukarıdaki linkte mevcut. Kazananın hediyesi herkesin işine yarayacak bir şey olsun dedim ve fotoğraftaki şirin mi şirin 8GB lık USB bellekleri seçtim. İçinden beğendiğinizi yollayacağım.



İngilizce bilmeyenler için nasıl katılacağınızı detaylı bir şekilde anlatıyorum:

Öncelikle linki açtığınızda önünüze gelen pembe pencereden ('Have a look around but' yazan) facebook ile veya kendi emailinizi ve gerekli bilgileri yazarak siteye kaydoluyorsunuz.

1) Açılan pencerenin sağ üst köşesindeki 'Submit Entry' kısmına tıklıyorsunuz.

2)Title kısmına fotoğrafınızın başlığını yazıyorsunuz.

3)Öncelikle choose file diyip bilgisayarınızdan ilgili fotoğrafı seçiyor sonrasında hemen yanındaki Upload'a tıklıyorsunuz.

4)Publishing kısmında 'Published' e bir tık atıyorsunuz. kutucuğunu seçip Save'e tıklıyorsunuz.

5)I accept the Terms & Conditions of Use kutucuğunu seçip Save'e tıklıyorsunuz.


Şansınız bol olsun!

Jura'da Macera Parkuru

Uzun zamandır bir macera parkuruna gitmek istiyordum. Macera parkurunun ne olduğunu kısaca açıklamak gerekirse : Ormanlık alanın içerisine kurulmuş bu parkurlarda genellikle tırmanılacak alanlar, fileler, flying fox geçişleri (çelik halatlar kullanılarak dağcılık yöntemiyle yüksek bir yerin üzerinden kayarak geçmek) bulunuyor ve siz bir takım güvenlik ekipmanlarının yardımıyla bu parkuru bitirmeye çalışıyorsunuz. Türkiye'de de bazı şehirlerde varmış bu parkurlardan ama açıkçası ben ilk kez burada karşılaştım.
Bir kaç hafta önce bir grup arkadaşla Jura dağına yürüyüşe gittik. Orada bu parkurlardan birinin olduğunu öğrenince hemen parkurun yolunu tuttuk. Kişi başı 20 euroya güvenlik ekipmanlarımızı alıp, parkura adımımızı attık :)

İlk başta beceremem, oramı buramı kırarım diye çok korkmuştum ama neyseki korktuğum başıma gelmedi ve çok eğlenceli 2 saatin sonunda parkurun sonuna vardık.

Günümüzden geriye de bu fotoğraflar kaldı.




Hamiş: Bu macera parkuru olayı çok zevkliymiş. Herkese tavsiye ediyorum!

Laylaylom galiba bize göre gezmeler

Her sıradan insanoğlu gibi benim de arada kırostik damarım kabarabiliyor. Başlık ondan böyle oldu. Yoksa normalde boş vakitlerinde neyşınıl cografik de karıncayiyen belgeselleri izleyip, her gece uyumadan önce mutlaka Nietzsche okuyan (ağlarken mi ne yazdığı bir kitap varmış onu henüz okumadım *), bittabi sürekli Pink Floyd (parçalarını Serdar Ortaç pek güzel coverlar)  olsun, Tchaikovsky olsun kaliteli müzikler  dinleyen bir insanım.

Uzun lafın kısası bizim tayfa geçtiğimiz Cumartesi Annecy'ye gittik. Cenevre semalarında güneşten uzak yaşaya yaşaya iyice beti benzi atan bedenlerimiz birazcık güneş görsün, gölde yüzer, yorulunca çimlere yayılırız dedik. Evrene güzel enerjilerimizi gönderdik. Gönderdik de, Evren, Enerji, Secret, Falan ve de Fistan beni çok büyük hayal kırıklığına uğrattı! Daha havlularımızı sererken arının teki geldi, o kadar insanın içinde bacağımın orta yerinden soktu. Böyle bir acı yok. Sinsi, durup durup kendini tekrar hatırlatan bir acı. Neyse öyle sakatoş sakatoş suda bir iki kulaç attım. 

Biz tamamen 'Hava güzel, hadi Annecy'ye gidelim.' diye yola çıkmış, gelişine göre yaşayan bir grup insandık. Fakat hayat planlarını yine bize hiç bir şey sormadan yapmıştı. Tam çimlerde yayılmış keyif çatıyorken 'Bugün Annecy festivali var. Lütfen çimleri, gölün etrafını boşaltın' mealinde anonslar geçilmeye başladı. Peki dedik. Hayat bizi neden yoruyorsun? dedik. Kalktık şehir merkezine doğru yürüdük. Bu arada da bol bol fotoğraf çekildik. Siyah beyaz fotoğraflar tarafımızdan evrene gönderilen ve evrenin yanlış algıladığı enerjiye, renkli olanlar ise her zaman her yerde eğlenebilite kapasitemize göz kırparak bu postta yerlerini aldılar.



Hepinize gönderdiğiniz enerjinin evren tarafından doğru algılandığı bir hafta diliyorum :)

* Nietzsche Ağladığında- Irvin D. Yalom