Jura'da Macera Parkuru

Uzun zamandır bir macera parkuruna gitmek istiyordum. Macera parkurunun ne olduğunu kısaca açıklamak gerekirse : Ormanlık alanın içerisine kurulmuş bu parkurlarda genellikle tırmanılacak alanlar, fileler, flying fox geçişleri (çelik halatlar kullanılarak dağcılık yöntemiyle yüksek bir yerin üzerinden kayarak geçmek) bulunuyor ve siz bir takım güvenlik ekipmanlarının yardımıyla bu parkuru bitirmeye çalışıyorsunuz. Türkiye'de de bazı şehirlerde varmış bu parkurlardan ama açıkçası ben ilk kez burada karşılaştım.
Bir kaç hafta önce bir grup arkadaşla Jura dağına yürüyüşe gittik. Orada bu parkurlardan birinin olduğunu öğrenince hemen parkurun yolunu tuttuk. Kişi başı 20 euroya güvenlik ekipmanlarımızı alıp, parkura adımımızı attık :)

İlk başta beceremem, oramı buramı kırarım diye çok korkmuştum ama neyseki korktuğum başıma gelmedi ve çok eğlenceli 2 saatin sonunda parkurun sonuna vardık.

Günümüzden geriye de bu fotoğraflar kaldı.




Hamiş: Bu macera parkuru olayı çok zevkliymiş. Herkese tavsiye ediyorum!

Haftanın Videolu Çetelesi - #2

Eveeeet, yeni serinin ikinci bölümüyle karşınızdayım :)
Geçtiğimiz hafta yine vine ile kısa videolar çektim. Vaktimin çoğunu köpeklerle geçirdiğimden videolarda da başrolde yine onlar var. Bakalım hoşunuza gidecek mi?

Biz bir apartmanın zemin katında oturuyoruz. Büyükçe bir terasımız var ve ben evde olduğumda, hava da güzelse zamanımın çoğunu terasta geçiriyorum. Cenevre'de yaz kısa sürüyor ve yazın dahi günlerce yağmur yağdığı, havanın 20 derecenin altına düştüğü günler oluyor. Dolayısıyla güneşli günlerde işten eve döndüğümde hemen kendimi terasa atmayı, güneşi iliklerimde hissederken ayaklarımı uzatıp kitabımı okumayı, internette gezinmeyi ve yemek sofrasını terasa kurmayı çok seviyorum. İki kat üstümüzde Yunan bir çift oturuyor ve çok sevimli Mona isiminde bir köpekleri var. Mona Yener'le beni çok seviyor. Dışarda karşılaştığımızda falan çıldırıyor, üzerimize atılıyor. Sahipleri de oldukça şaşırıyor bu duruma. Terastayken Mona'yı çağırdığımda hemen kafasını balkonlarından aşağıya uzatıp bana bakıyor:
Bu hafta annemin Türkiye'den getirdiği mantıları yaptık ve terasta afiyetle yedik:

Yine bir teras anı, Serena ile özel dansımız:
Cumartesi günü annem ve Yener'le pizza yemeye gittik. Ben en çok rokalı ve parmesanlı pizza seviyorum:
Bu haftaki çetelem burada bitiyor. Yeni videolarla bir dahaki Pazartesi görüşmek üzere :)







Cumartesi Fondüsü


Didar ile tanışıklığımız çocukluğuma dayanır. Ben ortaokula giderken ve Didar bir üniversite öğrencisiyken karşılaştığımızda daha ilk cümlesini bitirmeden çok sevmiştim onu. Cıvıl cıvıldı, etrafına ışık saçan insanlardandı. Aradan yıllar geçti, şimdi Cenevre’de Didar ve kocası Steven’la bir aradayız. İşlerden fırsat buldukça beraber kaçamaklar yapıyoruz. İşte cumartesi günü de
Jura dağının eteğindeki bir otelin restaurantına (Bois Joly) fondü yemeye gittik.

Fondü, salatalar,patatesler ve şarküteri tabağıyla masamız donatılırken hepimiz birer küçük aperitif içtik. Ben tercihimi çok sevdiğim porto şarabından yana kullandım. 



Yemeğe başladığımızda  yolumuza soğutulmuş beyaz şarap ile devam ettik.
Fondünün tuzunu biraz fazla bulsam da geri kalan herkes halinden çok memnundu. Annemin deyimiyle ağzımın tadı bozukmuş. Neyse ki bu sefer porsiyonlar küçük değildi de tıka basa doyduk :)
Fiyatlar ise yine Cenevre’ye gore ucuz, Fransa standartlarındaydı. 




Yemekten sonra arabalara yürürken sonunda baharın buralara da uğramaya karar verdiğini anladık. Yüzümüze çarpan akşam havası  serin serin kucaklıyor ama asla üşütmüyordu.Arabaya binerken sevdiğim insanlarla güzel bir gece geçirmenin keyfiyle dolmuştum. Eve dönüş yolunda  sevgili sevgilimle annem sohbet ederken hafif çakırkeyf kafamla dağ manzarasının keyfini çıkardım.


Not: Fotograf makinesini götürmeyi unuttuğumdan fotoları telefonla çekmek zorunda kaldım. Ne yazık ki çok net değiller.