Kürk Mantolu Madonna

 Kumaşı baştan aşağı zerafetle örülmüş ne eksik ne fazla bir aşkın romanıdır Kürk Mantolu Madonna.


Öyle ki bu roman Sabahattin Ali'nin o naif diline hayran olmamın sebebidir. Hemen hemen her cümlesinde "Ne kadar doğru anlatmış, nasıl bu kadar kendimden bir şeyler bulabiliyorum?" dediğimdir, Neden ben yazmadım bu romanı? diye kıskandırandır...

''İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar..."

Ne kadar doğru ve ne kadar acı…Hangimiz aksini yaptığımızı iddia edebiliriz ki? Hangimiz bir diğerini can-ı gönülden tanımaya çalıştığını söyleyebilir? Yalancı ''Nasılsın?'' lardan ibaret değil mi çoğuyla ilişkimiz… Ancak hayat açık ve net bir şekilde bizi bir diğerinin kucağına attığında açıp bakmıyor muyuz gözlerimizi diğerinin yüzüne *gerçekten*?

Yener ve ben mesela... Hayat bizi birbirimizi ilk görmemizden 6 yıl önce karşılaştırmıştı, ama biz diğerine çarpmadan rastgele dolaşmayı ve varlıklarımızı tekrar unutmayı tercih edip 6 bomboş yıl harcadık gerçekten görene dek! Yazık...


  Fotograf: Serkan Topaloğlu (http://www.flickr.com/photos/serkantopaloglu/)

"Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum! Bu eksik sana değil, bana ait...Bende inanmak noksanmış...Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum..Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar...ama şimdi inanıyorum...Sen beni inandırdın...Seni seviyorum..."

İlk zamanlarımızdı sevgilimle, hani o deli gibi tutkunun yanında dayanılmaz bir acıyı getirdiği zamanlar. Ufacık bir gölge geçiyor gözlerinden, acaba diyorum bu geçmişten bir gölge miydi? 
Anılar nasıl silinir? Bir koku bütün hatırlattırdıklarıyla beraber nasıl yok edilir ? Gecelerce kafa yoruyorum…Bulamıyorum.
Ona o kadar inanyorum ki, ben de bir hissizliğe kapılıyorum,var olan aşkı derinlerde bir yerde kaybediyorum…Neden sonra farkediyorum içine düştüğüm yanlışı,O tekrar inanmayı öğretiyor bana,tekrar gerçekten sevmeyi...


"Ben erkek gibiyim biraz,ama sen de kadın gibisin sanki"
Ben kendimi bildim bileli biraz erkek gibi oldum.Hani aklınıza öyle bol kot ve t-shirtlerden başka bir şey giymeyen kısa saçlı bakımsız, bıyıklarıyla sakalları çift kale maç yapan bir kız gelmesin, bahsettiğim dış görünüş değil…
Kötü bir söz,bir küfür için "Ayyyy ben asla söyleyemem kikiki.''diyen kızlardan  olmadım mesela..Dilediğimce küfrettim istediğimde...


"Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.''

Daha önce de söylemiştim küçükken ''Büyüyünce ne olacaksın?'' sorusuna cevabım hiç şaşmadan hep ''Yazar'' olurdu. Beraber büyüdüğüm çocukluk arkadaşım Yeloş’a her sorduklarında o da ''Siler olucam, Gül’ün yazdıklarını silicem.'' derdi… Gizli bir bahçemiz vardı. Oraya giriş sadece  bizde olan kırık bir dal ile mümkündü. Kimse göremiyordu ama o dal yan komşu Mesude teyzenin bahçesini bir Harikalar Diyarına çeviriyordu, yapmanız gereken sadece daldan anahtarı doğru deliğe sokup parolayı söylemekti. O andan itibaren  orası ağaçlarında pembe pamuk şekerler yetişen, çikolatadan bataklıklarıyla, rüzgarın sürüklediği simlerin güneş ışığıyla pırıl pırıl parlayarak oyunlar oynadığı bir ülke olurdu. Büyüyünce bu bahçeyi yazardım mesela… Nasıl da kimsenin orayı göremediğini,yoldan geçen abi-ablalar halimize gülerken, içten içe onlar için üzüldüğümüzü, dilediğimizce Pamuk şeker yediğimizi….ama olmadı.Üzerimize eklenen her yaşla o ülkenin renkleri biraz daha soldu, sonunda bizde o anahtarı kaybettik… İkimizin olan o ülkenin kapısını bir daha hiç bulamadık… Neben yazar oldum, ne de o siler… Mümkün mü büyürken hayal dünyanıza sımsıkı tutunup hiç bırakmamak?


Yelda ve Ben


"Bir insan bir insana herhalde yeterdi"

Bu nasıl güzel,nasıl dopdolu,nasıl durumu tüm açıklığıyla anlatan bircümle farkettiniz mi? Birini deli gibi sevdiğimizde bile içimizde yer bulan okuşku...Ya yetmezse?Ya yetmezsem?Bir gün o herşeyini, gülümsemesini, şaşırdığında hafif kalkan sağ kaşını, hoşuna giden bir şey söylediğimde çarpık bir şekilde belli belirsiz yukarı kıvrılan dudak kenarlarını, sımsıcak ellerini de alıp giderse…Ya giderse?...ama yeterdi, herhalde yeterdi.




Uzun lafın kısası,okuyun bu kitabı.Eminim siz de cümleler arasında bir kitabın nasıl bu kadar "sizi" anlattığını farkedip şaşıracaksınız...


6 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. İhi Ümmü'm sen yorum yapinca cok seviniyorum! Muck!

      Sil
  2. ne guzel anlatmıssın

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Raif efendi olsaydi ne dusunurdu dersin

      Sil
  3. Romanla ilgili tüm düşüncelerinize can ı gönülden katılıyorum. benim de en sevdiğim yazarlardandır Sabahattin Ali...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir Sabahattin Ali sever daha! Hosgeldiniz.

      Sil