MİM - Mesleğimizin iyi-kötü yanları

Sevgili Uçan Karavan, çok güzel bir mim başlatmış. Şöyle de açıklamış :


''Hepimizin mesleğinin güzel yanları, kötü yanları var. Bu yanlara ek olarak bazı yetenekler olmadan bazı mesleklerde başarılı olmak imkansız, bu kesin.. Ben diyorum ki bu sefer farklı bir şey yapalım. Uzun zamandır yapmadığımız mimleme olaylarına bu sefer farklı yaklaşalım.. Mesleklerimiz hakkında birazcık bilgi verelim. Detay yok. Şirket mirket gibi. Genel olarak mesleğinin en güzel yanı, en kötü yanı, gerektirdiği yetenekler, meslekte gelişmek için gerekenler, ne biliyim aklınıza ne gelirse mesleğiniz hakkında yazabilirsiniz. Böylece meslek değiştirmek isteyenlere, yeni mezunlara bir nebze yardımımız olabilir. Ne dersiniz? ''
Uçan Karavan'ın başlattığı bu Mim'in konusunu meslek seçiminde kararsız olan arkadaşlarımız için çok yararlı buldum ve hemen sorularını cevapladım.

Şu an yaptığın mesleğe nasıl başladın? 

Öncelikle mesleğimden bahsedeyim. Aslında hala öğrenciyim. CERN'de, yani Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'nde bir doktora öğrencisi olarak çalışıyorum. Üniversite sınavında bütün tercihlerim Fizik bölümlerinden oluşuyordu. Tek bir tane bile başka bölüm yazmamıştım. Hedefimse günün birinde CERN'e gelip buradaki araştırmaların bir ucundan tutabilmekti. Çukurova Üniversitesi Fizik bölümünden mezun olup, yüksek enerj fiziği dalında doktorama başladım, daha sonra bir projeye dahil olup, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun verdiği bursla CERN'de çalışmaya geldim.

Mesleğin için gerekli karakteristik özellikler neler? 

Bu meslek için en en en önemli özellik merak! Merak etmelisiniz. Evreni, nasıl oluştuğunu, nelerden oluştuğunu bundan 13.7 milyar yıl önce ne olduğunu, kaderini...Sonra da azim geliyor sanırım. Çünkü eğer deneysel bir yüksek enerji fizikçisi olacaksanız önünüzde çok uzun bir yol, öğrenilecek çok fazla yeni bilgi var... Strese dayanıklı olmayı da eklemezsem olmaz. Çünkü CERN'de çalışmak bitmek bilmeyen bir stres ortamında bulunmak demek.

Olumlu yanları neler?

En başında insana verdiği tatmin duygusu. Düşünsenize bundan 13.7 milyar yıl önce büyük patlama olduğunda olanları araştırıyorsunuz, bir ucundan evrenin büyük sırlarını çözmeye ortak olmak için uğraşıyorsunuz.

Sonra dünyanın bir çok farklı ülkesinden, farklı kültürlerde yetişmiş insanla birlik içinde çalışıp iş üretmeyi öğreniyorsunuz.

Bir de merak boyutu var olayın tabii. Bir şeyi çok merak ettiğinizde ne olur? Gözünüze uyku girmez, 'Meraktan ölmek' diye deyim bile var. Bu merakınızı gidermek için bir şeyler yaparsınız. İşte eğer parçacıkların büyülü dünyasını merak ediyorsanız bu merakı gidermek için en iyi yer CERN!


Peki ya olumsuz yanları? 

En basitinden: yaşıtlarınız üniversiteyi bitirip hemen iş hayatına atılıp bir düzen kurarken siz master, doktora diye devam ediyor ve adeta hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir öğrencilik hayatı sürdürüyorsunuz.

Hiç bitmeyecek bir iş temposunda çalışmanız gerekiyor. Sabah 8 akşam 5'lik işlerden hoşlanan biriyseniz kesinlikle size göre değil!

Malum ülkemizde bilime verilen değer belli. Eğer bu mesleği seçmeyi düşünüyorsanız, hiç bir zaman öyle çok büyük paralar kazanamayacağınızın farkında olun.

Dileyen bütün arkadaşlarımı bu mim'i cevaplamaya davet ediyorum.

Bir yaz daha böyle akıp gider...ken bir Fotoğraf yarışması!

Merhaba!

Bu yaz da  ılık akşamlarında denizin kıyıya vurarken ki o sesini, insanın iliğini ısıtan güneşini, kumlardaki o sıcaklığı, kumsallardaki mis gibi güneş kremi kokusunu, akşam meltemlerini ve milyonlarca güzel anısını toplayıp gitmeye hazırlanırken bir fotoğraf yarışması yapmaya ve bu yazın anılarını ölümsüzleştirmeye karar verdim!

Yapmanız gereken tek şey şuraya tıklayıp dilediğiniz bir yaz fotoğrafınızı yüklemek ve koşulları yerine getirdiğinize dair bu paylaşımın sonuna yorum bırakmak. Yarışmanın kuralları yukarıdaki linkte mevcut. Kazananın hediyesi herkesin işine yarayacak bir şey olsun dedim ve fotoğraftaki şirin mi şirin 8GB lık USB bellekleri seçtim. İçinden beğendiğinizi yollayacağım.



İngilizce bilmeyenler için nasıl katılacağınızı detaylı bir şekilde anlatıyorum:

Öncelikle linki açtığınızda önünüze gelen pembe pencereden ('Have a look around but' yazan) facebook ile veya kendi emailinizi ve gerekli bilgileri yazarak siteye kaydoluyorsunuz.

1) Açılan pencerenin sağ üst köşesindeki 'Submit Entry' kısmına tıklıyorsunuz.

2)Title kısmına fotoğrafınızın başlığını yazıyorsunuz.

3)Öncelikle choose file diyip bilgisayarınızdan ilgili fotoğrafı seçiyor sonrasında hemen yanındaki Upload'a tıklıyorsunuz.

4)Publishing kısmında 'Published' e bir tık atıyorsunuz. kutucuğunu seçip Save'e tıklıyorsunuz.

5)I accept the Terms & Conditions of Use kutucuğunu seçip Save'e tıklıyorsunuz.


Şansınız bol olsun!

Jura'da Macera Parkuru

Uzun zamandır bir macera parkuruna gitmek istiyordum. Macera parkurunun ne olduğunu kısaca açıklamak gerekirse : Ormanlık alanın içerisine kurulmuş bu parkurlarda genellikle tırmanılacak alanlar, fileler, flying fox geçişleri (çelik halatlar kullanılarak dağcılık yöntemiyle yüksek bir yerin üzerinden kayarak geçmek) bulunuyor ve siz bir takım güvenlik ekipmanlarının yardımıyla bu parkuru bitirmeye çalışıyorsunuz. Türkiye'de de bazı şehirlerde varmış bu parkurlardan ama açıkçası ben ilk kez burada karşılaştım.
Bir kaç hafta önce bir grup arkadaşla Jura dağına yürüyüşe gittik. Orada bu parkurlardan birinin olduğunu öğrenince hemen parkurun yolunu tuttuk. Kişi başı 20 euroya güvenlik ekipmanlarımızı alıp, parkura adımımızı attık :)

İlk başta beceremem, oramı buramı kırarım diye çok korkmuştum ama neyseki korktuğum başıma gelmedi ve çok eğlenceli 2 saatin sonunda parkurun sonuna vardık.

Günümüzden geriye de bu fotoğraflar kaldı.




Hamiş: Bu macera parkuru olayı çok zevkliymiş. Herkese tavsiye ediyorum!

Laylaylom galiba bize göre gezmeler

Her sıradan insanoğlu gibi benim de arada kırostik damarım kabarabiliyor. Başlık ondan böyle oldu. Yoksa normalde boş vakitlerinde neyşınıl cografik de karıncayiyen belgeselleri izleyip, her gece uyumadan önce mutlaka Nietzsche okuyan (ağlarken mi ne yazdığı bir kitap varmış onu henüz okumadım *), bittabi sürekli Pink Floyd (parçalarını Serdar Ortaç pek güzel coverlar)  olsun, Tchaikovsky olsun kaliteli müzikler  dinleyen bir insanım.

Uzun lafın kısası bizim tayfa geçtiğimiz Cumartesi Annecy'ye gittik. Cenevre semalarında güneşten uzak yaşaya yaşaya iyice beti benzi atan bedenlerimiz birazcık güneş görsün, gölde yüzer, yorulunca çimlere yayılırız dedik. Evrene güzel enerjilerimizi gönderdik. Gönderdik de, Evren, Enerji, Secret, Falan ve de Fistan beni çok büyük hayal kırıklığına uğrattı! Daha havlularımızı sererken arının teki geldi, o kadar insanın içinde bacağımın orta yerinden soktu. Böyle bir acı yok. Sinsi, durup durup kendini tekrar hatırlatan bir acı. Neyse öyle sakatoş sakatoş suda bir iki kulaç attım. 

Biz tamamen 'Hava güzel, hadi Annecy'ye gidelim.' diye yola çıkmış, gelişine göre yaşayan bir grup insandık. Fakat hayat planlarını yine bize hiç bir şey sormadan yapmıştı. Tam çimlerde yayılmış keyif çatıyorken 'Bugün Annecy festivali var. Lütfen çimleri, gölün etrafını boşaltın' mealinde anonslar geçilmeye başladı. Peki dedik. Hayat bizi neden yoruyorsun? dedik. Kalktık şehir merkezine doğru yürüdük. Bu arada da bol bol fotoğraf çekildik. Siyah beyaz fotoğraflar tarafımızdan evrene gönderilen ve evrenin yanlış algıladığı enerjiye, renkli olanlar ise her zaman her yerde eğlenebilite kapasitemize göz kırparak bu postta yerlerini aldılar.



Hepinize gönderdiğiniz enerjinin evren tarafından doğru algılandığı bir hafta diliyorum :)

* Nietzsche Ağladığında- Irvin D. Yalom

Botanik - Deniz Anası, Gelincik ve diğerleri

Oturduğumuz küçük Fransız kasabasında Botanik isimli bir dükkan var.
Ben çok bunaldığım, içimi gıpgri bulutların kapladığını hissettiğim, yaşama sevinci yokluğu çekmeye başladığım bazı günlerde Botanik'e gidip yenileniyorum. Çünkü bu dükkan bana hayatta güzel şeylerin olduğunu, doğanın her şeye ama her şeye rağmen bir şekilde yoluna devam edeceğini, çiçeklerin yine açacağını, kuşların tekrar öteceğini hatırlatıyor! Peki neler mi var bu Botanik'te? Gelin beraber bakalım:


Bir kere rengarenk, misler gibi kokan bir sürü çiçek var! Sadece şu çiçekler bile insana yaşama sevinci depolamıyor mu? Ben aralarında yürümeyi, küçücük detaylarını, yapraklarındaki incecik damarlarını incelemeyi çok seviyorum ve her birine ayrı ayrı hayran kalıyorum!


Sonra akvaryum bölümü var. Lepistesler, betalar, japon balıkları... Deniz anaları korkulu rüyamdır. Bu yüzden deniz analarının çoğaldığı mevsimlerde denizi onlara terkederim. Ayak parmağımı dahi denize sokmam. Bu fotoğraflarda gördüğünüz deniz anasına ise tek kelimeyle h-a-y-r-a-n kaldım! Bildiğin neon pembe! Tabii koynuma alıp yatacak değilim ama bu rengine ve beneklerine aşık olmama engel değil!


Pet shoplarda kedi, köpek satılmasına karşıyım! Türkiye'de de yasalar ile engellenmesini istiyorum. Türkiye'ye geldikçe ve küçücük kafeslerde, pis şartlarda, sevgiden yoksun yaşayan kedileri, köpekleri gördükçe çok üzülüyorum. İsviçre'de ve bildiğim kadarıyla Fransa'da pet shoplarda kedi, köpek satılması yasal değil. Hiç görmedim. Gerçi kuşları bile kafeste görmek hoşuma gitmiyor... Hoş bu kuşlar tamamen kafeslerde doğup büyüdüklerinden doğaya salındıklarında başlarının çaresine bakamıyorlar.

Kedi, köpek yok ama bu güzel gelinciği doğal hayatından uzakta, küçük bir kafesin içinde kıvrılmış uyurken görünce kötü hissediyorum. Uzun süredir orada yaşıyor. Sırf insanız, onlara göre bir takım avantajlarımız var diye hayvanlara böyle bir esaret hayatı yaşatmamız çok acımasızca!

İşte benim sığınaklarımdan biri de bu Botanik...Canım sıkkınken gidip, içinde biraz dolaşıp hiç para harcamadan yenileniyorum! 

Hamiş: Fransa'da gelincikler koruma altında. İki yıl önceki ev sahibim söylemişti. Evine bir gelincik girmiş ve mobilyalarını kemiriyormuş. Korkutup kaçırmaya çalışıyordu. Artık Türkiye'de de hayvan hakları konusunda ciddi adımlar atılsa çok iyi olacak! Oysa hala güzel ülkemin sokaklarında hem de Ramazan ayında köpekler zehirleniyor, küçük cansız bedenleri çöp konteynırlarına atılıyor...



Chez Ma Cousine

Cenevre çok pahalı bir şehir. Dışarıda ortalama bir yerde yemek yemek isterseniz, çoğunlukla kişi başı en az 25-30 CHF (50 TL) yi gözden çıkarmanız lazım. Neyse ki tek tük de olsa hem uygun fiyatli hem de lezzetli yemekleri olan lokantalar da var.
Bunlardan bir tanesi de Chez Ma Cousine.  Salataları ve tek tip çorbasını saymazsak menüsünde ana yemek olarak sade ve sadece kızartılmış tavuk var.  Yani tek bir şey yaparım ama güzel yaparım diyen yerlerden. Biz ara sıra evde yemek olmadığında ve canımız tavuk istediğinde gidiyoruz bu tavukçuya. Bu akşamüstü biraz yürüyüş yapıp açılalım diye Yener ve yıllanmış dostumuz Özgün ile Cenevre'ye inmiştik. Pek sevgili yağmur tam biz göl kenarında avare avare yürürken bastırdı sağolsun. Hem yağmurdan kaçalım hem de karnımızı doyuralım diye kendimizi Chez Ma Cousine'e attık.

Az önce de söylediğim gibi menüde tek seçenek var ki bu restaurantlarda menüye bakıp yemek seçene kadar sıkıntıdan doyan biri için çok güzel bir durum. Ohh kafan rahat. Bir yemeği seçince aklın diğerinde kalmıyor. Garsona pizza sipariş ederken, gözünün önünden soslu makarnalar resmi geçit töreni düzenlemiyor. Vermen gereken tek karar ne içeceğin ki o da pek zor olmasa gerek.

Yarım tavuk, patates kızartması ve yeşil salata bir arada geliyor. Tavuğun yanına isterseniz kendi hazırladıkları özel kahverengi bir sos da getiriyorlar. Ben pek sevmiyorum... Biz her gittiğimizde doymuş ve memnun kalmış olarak ayrılıyoruz. Nitekim bugün de öyle oldu. Yener ve Özgün'ün yüzlerindeki ifadeden de belli oluyor sanırım.


Aranızda yolu Cenevre'ye düşenler olursa: tam da eski şehrin merkezindeki bu küçük restauranta bir şans verin derim.

Hamiş: Menü 14.90 CHF.
Internet adresi: http://www.chezmacousine.ch/

Bir Efsaneydi Efsaneydi 90'lar da Çocuk Olmak #2

Evet 90'ları özleyen sevgili nesilim ve merak eden tinimini yeni nesil (biliyorum artık tiniminiliğiniz kalmadı sizler de kocaman oldunuz.), serimizin bu ikinci bölümüne hoşgeldiniz efendim.
Bakalım tozlu raflardan neleri çıkaracağım bugün önünüze:

Cadı Sila desem mesela? Evet, Hügo'nun ailesini kaçırıp kafese tıkan o vamp kadın! Oyunda hügo ölünce Sila'nin o siyah tırnaklarıyla tırnaklarıyla tık tık tık bilgisayarın camına vurma sesi hala kulaklarımda!


Bilgisayar oyunlarından başlamışken, atari salonlarıyla devam edelim. Atari salonlarında harçlığımızın yettiği kadar jeton alır, oynayacağımız oyunun sırasına geçer, bizden önce oynayanları izlerdik. Efsane oynayanlar olurdu. O sıralarda beklerken birileri mutlaka 'Ahmet var ya Street Fighter'da oyun sonu getiriyor, hem de her oynadığında' derdi. Bu arada ben de Chun-Li ile oyun sonu getirirdim :)


90'larda çocuk olup He-man veya She-Ra izlemeyeniniz var mıdır aranızda? Arada ortak bölümleri de olurdu bu çizgifilmlerin. Genelde kızlar She-ra'yı, erkekler ise He-Man'i ''daha çok!'' severlerdi.


Tabii ki Taso'ları unutmadım. Bütün çocuklar taso toplarlardı. Sonra da bulduğumuz ilk merdivenin basamaklarına oturur tasolarımızla oynardık. Tasonuz başka bir tasoyu 'Yerdi.', artık yediği o taso da sizin olurdu. Taso'ların en makbulleri çizgi film karakterlerinin etrafında halkalar olanlarıydı. Bunlara galiba 'Mega Taso' gibi bir şey derdik. Yanlış hatırlıyorsam düzeltin lütfen.


Su savaşları yapardık bol bol. Bazen hortumlarla, bazen pet şişelerle, bazen poşetlerle bazen de yüzüklerimizle! Bu yüzükleri hatırlayan var mı aranızda?


ve sevgili Çimkafa'lar! Çimkafa adamları unutmak mümkün mü? Bu adamcıklar keltoşken alınır, saçları çıksın diye itinayla sulanırdı.


Bu seri 90'lara dair tüm özlediklerimi paylaşana kadar devam etsin istiyorum. O kadar çok şey özlüyorum ki, daha uzunca bir süre okuyacaksınız sanırım :)

Hamiş: Bugün pazartesi ve 'Vidyo'larla haftanın çetelesi' serisini yayınlama günüm, farkındayım. Fakat vine videolarını direkt olarak blogda paylastigimda, blogu oldukça yavaşlattıklarını farkettim.  Bu yüzden yeni bir yöntem düşünene kadar Vine serisini erteleyeceğim sanırım.