Toplumsal Cinnet Hali

Resmen toplumsal bir cinnet geçiriyoruz. Bir grup insan 'millet vatan sevgisi' adı altına sığınarak içlerindeki cani duyguları tatmin ediyor, yollar kesiyor, kimlik soruyor, doğum yeri altında ne yazdığına göre ya insanları salıveriyor ya öldüresiye dövüyor, araçlarını gaspediyor, doğudan, güneydoğudan gelen otobüsler taşlanıyor, ekmek parası peşinde koşan mevsimlik işçiler sırf kürt oldukları için linç ediliyor...Sanal alemde ise ayrı bir filmdir gidiyor... Okumuş, kültürlü, kimilerini bugüne kadar 'duyarlı' olarak nitelendirdiğim insanlar iletileriyle ana-avrat küfrediyor, "Yakın oraları da kurtulalım" diyor, düşünme yetilerini kaybetmiş gibi kana kan isteyen, vahşet dolu yazılar yazıyor, bir grup faşistin yol kesip kürt avına çıktığı vidyoları paylaşıyor ve sanıyorum sadece ilkel benlikleri ile konuşuyorlar... Öte yandan yine listemdeki kürt kökenli arkadaşlarımdan bazıları bu sefer dövülen işçilerin, sokağa çıkma yasağı yüzünden ölü bedeni evinde çürümesin diye buzlukta saklanan küçük kızın fotograflarını paylaşıp bunları ödeyeceksiniz, evlerinizi ateşler bassın, acılar içinde can verin, bin katını siz yaşayın yazıyorlar. Herkes birbirine düşman olmuş durumda.... Bir de trajikomik bir şekilde sosyal medya hesaplarından insanlar ünlü avına çıkmış, profil fotoğrafını karartmayan, "Şehitler ölmez vatan bölünmez" yazmayan yazarlara, oyunculara, şarkıcılara ana avrat düz gidiyor, "S.ktir git bu ülkeden bi daha seni okumicam, izlemicem, defoll yaaaa" yok eğer bu ünlü kişimiz sadece ekranını kararttıysa "Neden türk bayrağı koymadın, neden ne mutlu türküm diyene yazmadın, sen hdp ye mi oy verdin. Defol pislik, arkadaşlar bir daha bunun oynadığı dizileri izlemeyelim, gebersin pislik." yazıyorlar..... En komiği de tüm bunlar olup biterken, ülke böylesine çıldırmış bir haldeyken ve kan gövdeyi götürmüşken bir grup insan da facebook listesinin derdine düşmüş durumda: "AKP ye , HDP ye oy verenlerr beni silsinn!" falan diyorlar. Kötü bir şaka, unutulmayacak bir kabus gibi...

Kakao ve Mocha'nın Hikayesi

Sanırım artık sizlere Kakao ve Mocha'dan bahsetmem gerek.

Bundan yıllar önce bizim eski evin bahçesine ürkek mi ürkek bir köpek geldi. Minyatür bir alman çoban köpeğini andırıyordu. Ürkek ürkek bahçede ordan oraya koşturuyor, ne yapacağını bilemeden sığınacak bir yer arıyordu. Tabii ki kıyamadım ve bu çok korkmuş cana biraz yemek ve su verdim. O gün ve o günden sonraki her gün. Adını da Kakao koydum.

Kakao ile yüzme günlerimizin birinden bir kare

Geldiği günden bir hafta kadar sonraydı sanırım, bir sabah  bir de ne görelim: bahçede kendisine bir çukur açmış ve bir sürü yavru getirmişti dünyaya...O kadar zayıf bir köpekti ki biz hamile olduğunu bile anlayamamıştık...
O yavrularını dünyaya getirmek için bizim evimizi seçmişti. Eh bu durumda bize de yavrular sütten kesilecek çağa gelinceye kadar ilgilenmek ve sonrasında onları iyi birer aileye sahiplendirmek düşüyordu. Bu arada Kakao'nun damızlık olarak kullanıldığından şüphe ettik. Çünkü kendisi saf kan bir alman çoban köpeği değildi ama yavruların biri dışında hepsi biraz büyüdüklerinde birer alman çoban köpeği gibi görünüyorlardı.
Bizim için cinslerinin hiç bir önemi olmasa da insanlarda ne yazıkki bir cins köpek merakıdır gidiyor. Doğal olarak köpeciklerin de taliplisi çok oldu. O en küçük ve diğerlerinin aksine kırma gibi görünen yavru dışında hepsini güzel ailelere sahiplendirdik. Son miniği de isteyenler oldu ama bebekliğinden beri durmadan hastalandığından ve tüm yavruların içinde en zayıfları olduğundan kimseye vermeye kıyamadım ve annesiyle beraber onu da evlat edindim, adını da Mocha koydum.

Sağda, siyah ve küçücük bebek Mocha.

İşte o gün bugündür bu iki kız bizim ailenin birer parçası. O zamanki evimizden taşındık ve bu iki kafadar yeni evimize tabii ki bizimle geldiler. Ben ve Yener yurtdışındayken de annemlerle yaşamaya ve bitirim ikili olarak türlü yaramazlıklarına devam ettiler. Şimdi Mocha'nın en büyük zevki yeni evin balkonundan manzara izlemek. Nasıl mı?


İşte tam da böyle :)



Barcelona'dan Hola!

Hola!
Ucuz uçak biletleri ve bir o kadar da ucuz bir otel bulunca, son dakika kararıyla kendimizi haftasonu için Barcelona'ya atmış bulunmaktayız! 
Döndüğümde neler yaptığımızı, nerelere gittiğimizi detaylı anlatacağım. Şimdilik küçük bir Barcelona kafesinde kahvaltı yaparken, sizinle bir fotoğraf paylaşıp, Barcelona'yı keşfe çıkmak üzere kaçıyorum!
Adiós amigos!


Sislerin İçinden Canım...

Bugün bol sisli, buz gibi bir sabaha uyandık ki ben sisli havaları hiç sevmem...


İsterim ki bakınca pırıl pırıl görebileyim metrelerce öteyi.
Oysa sis sanki sinsi bir perde gibi kaplar etrafı... Çirkinliklerle beraber tüm güzellikleri de örter...ve her sisli havada farkederim ki çirkinlikleri görmememek için güzelliklerden de olmaktansa, güzellikler için çirkinliklere katlanmayı tercih eder bu bünye...

Mesela Yener'in sislerin arasından alıp yemek masamıza bıraktığı bu küçük yaprak gibi...



Chalet Swiss'de Bir Akşam Yemeği

Daha önce de bahsettiğim gibi fondü yemeyi çok seviyorum! Eh hal böyle olunca, üstelik annem de Cenevre'ye gelmişken fondüsü oldukça övülen Chalet Swiss'in yolunu tuttuk.
Fondü İsviçre'de, iyiden iyiye soğuyan bu günlerde en çok tüketilen yemeklerden olsa gerek. Biz  de buz gibi sokaklardan kendimizi buram buram peynir kokan restauranta atıp, kaşkolumuzdan, eldivenlerimizden bir an önce kurtulduktan sonra verdik siparişlerimizi.


Ortamı anlatmak gerekirse ben pek bir numarasını göremedim açıkçası, sıradan bir İsviçre restaurantıydı. Biz mantarlı fondü seçmiştik ve ne yazık ki fondü de beklentilerimi karşılamadı. İçerisine aşırı derecede sarımsak atmışlardı.


Açıkçası ben biraz hayal kırıklığına uğradım. Çünkü farklı kişilerden Chalet Swiss'in fondüsünün çok övüldüğünü duymuştum. Belki bizim şansımıza kötü bir fondü geldi ama bana restaurantın genel havası da, hani şu ünlü ve turistik olan ama asla ve asla yerel bir lezzetin tadını tam olarak alamayacağınız, ortalama restaurantları anımsattı. Üstelik tuvaleti de oldukça özensizdi ki gittiğim mekanlarda ilk kontrol ettiğim yerdir tuvaletler! Bence bir mekana ne kadar özen gösterildiği tuvaletinden belli olur.

Kısacası Chalet Swiss benim açımdan sınıfta kaldı! Fakat yiğidi öldür, hakkını yeme demişler: Fondünün yanında gelen et tabağı ve sonrasında yediğimiz tatlıların her biri ayrı ayrı harikaydı!



Eğer yolunuz Cenevre'ye düşerse ve canınız fondü yemek isterse yine şehir merkezindeki Restaurant Edelweiss'ın fondüsünü tercih edin derim! Hem atmosfer, hem de lezzet olarak Chalet Swiss'den çok çok üstün!

Bir pazar gecesini de böyle bitirirken hepinize iyi haftalar diliyorum...

Chalet Swiss'in internet sitesine gitmek için buraya tık!
Restaurant Edelweiss'ın sitesine gitmek içinse buraya tık!


Yüzyılın Kuyruklu Yıldızı Teşrif Ediyormuş!

Rus gökbilimcileri Vitali Nevski ve Artyom Novichonok İson kuyrukluyıldızını 2012'nin Eylül ayında keşfetmişlerdi. 2013'ün başlarında İson'un Jüpiterin yörüngesi civarında yani çok uzakta olduğu biliniyor. İşin ilginç yanı bu yıldızın güneşe yaklaştıkça bir kaç ay boyunca gündüzleri dahi gözle görülebileciğini söylüyor gökbilimciler veeeee sıkı durun, İson'un dünyaya en yakınlaşacağı noktaya bugün yani 28 Kasım 2013'de varacağını söylüyorlar. Fakat her zamanki gibi olasılıklar da işin içerisinde. Şansımızın yaver gitmesi ve bu yıldızı çıplak gözle görebilmemiz, yıldızcığın güneşe yaklaştıkça radyasyonun etkisiyle tahrip olmamasına bağlı. Hadi bu gece hepimiz gökyüzüne bakalım!

Fotoğraf: http://www.huffingtonpost.com/david-j-eicher/how-to-see-comet-ison-thi_2_b_4254744.html


Blagay Tekkesi - Bosna Hersek'de Bir Derviş Evi

Blagay (Blagaj olarak yazılıyor), Bosna Hersek'te, Mostar havzasının güneydoğusunda yer alan şirin mi şirin bir kasaba. İsmini de Boşnakça'da ılık anlamına gelen 'blaga' dan aldığı düşünülüyor, çünkü ılıman bir iklimi var. Daha önce meşhur Mostar köprüsünü şu yazımda anlatmıştım. İşte Blagay da Mostar'ın çok çok yakınında bulunan bir kasaba.

Blagay ünlü Neretva nehrinin kollarından biri olan Buna nehrinin başladığı yerde. Dünyanın dört bir tarafından insanların burayı ziyarete gelmesinin nedeni ise su kaynağının hemen yanıbaşında bulunan Blagay Tekkesi. Bu tekkenin Osmanlılar için de ayrı bir önemi var: Yıllar boyunca Boşnakların müslümanlaşmasını sağlamış.

Fotoğraf http://www.visitmycountry.net/bosnia_herzegovina/ linkinden alınmıştır.

Şöyle ki: Bölge 1465'de Osmanlının eline geçtiğinde, bölgenin en güzel doğaya sahip yerine Osmanlı ruhunu taşıyan bir tekke kuruluyor. Osmanlı'dan gelip bu tekkeye yerleşen dervişler bölge halkına islamiyeti anlatıyorlar. Dervişlerin adaletli tavırları, hoşgörülü halleri yıllarca savaş yaşamış olan yerel halkı çok etkiliyor ve çok kısa sürede bir sürü yerli müslüman olmaya karar veriyor. Osmanlı da yeni müslümanlaşan bu halkı benimsiyor, bu bölgeye ve insanlarına oldukça yatırım yapıyor. Birçok Boşnağın içindeki Osmanlı sevgisinin de temelinin o zamanlarda atıldığı söyleniyor.Tekkenin bir de efsaneleşen Bektaşi kahramanı var: Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem Sultan'ın derlediği Saltukname isimli efsanenin kahramanı Sarı Saltuk!

Biz parçalı bulutlu bir günde gittik bu ünlü tekkeye. Kah yağmur yağıyor, kah birden dağılan bulutların arasından içimizi ısıtan güneş kendini gösteriyor... Bu, başka bir dünyaya ait gibi duran kasabanın güzelliğine kapılıp, yüzümüzde engelleyemediğiniz bir gülümseme, önce toprak yollardan sonra da nehrin kenarından tekkeye doğru yola koyuluyoruz. Yolun kenarlarında yerli halk hemen arkalarındaki bahçelerinde yetiştirdikleri çilekleri, kirazları satıyorlar. Tekkeye vardığımızda sanki etrafımız bir huzur bulutuyla kaplıymış gibi hissediyoruz. Girişinde kadınların başlarını örtmesi isteniyor. Değişik dinlere mensup bir çok kadın hiç karşı koymadan başlarını örtüp öyle giriyorlar içeri.


Tekke çok sade döşenmiş, yerlerde boylu boyunca rengarenk kilimler serili. İçeride açıklanamayan bir huzur var. Hiç kimse konuşmuyor, herkes hayran hayran etrafını inceliyor. Siz diyin manzarasından, ben diyeyim geçmişte yaşananlardan kaynaklanan büyülü bir hava hakim içeride...


Tekkeden çıkınca hemen yanıbaşındaki buz gibi suya eğilip birer avuç içimize akıtıyoruz bu huzur akan nehirden.

Eğer bir gün yolunuz Bosna Hersek'e düşerse, kısa bir yolculukla bu büyülü kasabaya ve huzur dolu tekkeye ulaşabileceğinizi aklınızın bir köşesine not edin...