Filhakika

Elim klavyeye gidiyor, bir kaç cümle yazıyorum sonra yazdıklarımı siliyorum. Bilgisayarı koltuğun üzerine bırakıp biraz sonra tekrar kucağıma alıyorum. Hem yazmak, birileriyle paylaşmak istiyorum, hem ne yazsam olmayacak diyorum.

Hatay-Reyhanlı, kan...çok fazla kan, insan çığlıkları, dumanlar, canı bedenini terkeden bir kız çocuğu, kopan bacaklarıyla uğraşan doktorlara bir damla bile göz yaşı dökmeden öylece bakan bir küçük oğlan...

Ben olabilirdim o kan dolu sokaklarda kendi kanımın kokusunu soluyan. Sen olabilirdin.

İnsan yaptı bunu insana. İnsan...ki ölümcül bir hastalığa tutulmuş doğduğu ilk günden beri.

Çürüyor, her gün biraz daha... ve hastalığın 'ölümcül' örtüsünü başkalarının üzerine atarken, avuçlarının içerisinde --Frodo'nun yüzüğü gibi- tuttuğu üç harften oluşan kelime:

Güç.

ve

İnsan.

Ne çirkin, nasıl pis kokan ve ne kadar korkunç iki kelime.

Annişime

Şu anda televizyonun karşısındaki o mor-pembe arası koltuklarda uyukluyorsundur biliyorum. Kucağına uykunun umarsızlığıyla düşen sağ elinde mutlaka bir kitap, fonda televizyon sesi. Babam gelip daha rahat uyu diye televizyonu kapatsa hemen sinirlenerek gözlerini açacaksın ve ''Niye kapatıyorsun? Ben onu izliyordum.'' diyeceksin.

Orada olsam, şöyle yanına kıvrılıp uykunun en güzel yerinde rahatsız etsem seni, sinirlensen, ''Güüüül, rahat bırak beni!'' desen, ben kikirdesem. Sonra sen yüzünde ciddi bir ifade elindeki kitabı havaya kaldırıp tekrar okumaya devam etsen. Görüyorsun ya hep muzurluk geçiyor aklımdan :)

Neyse...

Belki 5 dakika, belki 8... sonra tekrar düştüğünde sağ elin göğsüne, düzenli soluk seslerini dinleye dinleye ben de dalıversem en huzurlu uykularımdan birine...

Huzur veren tüm annelerin ama en başta benim annişimin anneler günü kutlu olsun!


Baykuş Zürih Hayvanat Bahçesinde

Hayvanat bahçelerini genelde sevmem. Hayvanların doğadaki yaşamlarından, özgürlüklerinden koparılıp kafeslere tıkılmalarını insanların onlara yaptığı büyük bir haksızlık olarak görüyorum.
Fakat bazı hayvanat bahçelerinde nispeten daha iyi şartlar sağlanıyor. Zürih hayvanat bahçesi de bunlardan biri.

İşte güneşli bir Zürih gününde çektiğim fotograflardan bazıları:





Bir de yağmur ormanları kısımı yapmışlardı, ve bu kısımda yağmur ormanlarında yaşayan türler: kuşlar, sürüngenler özgürce dolaşıyorlardı.





Diledikleri gibi dolaşan hayvanları görünce mutlulukla etrafı inceleyen ben:


Bu goril de kapıların önüne çömelip çekirdek çitleyen teyzeler gibi, bir kütüğün üzerine  kurulmuş bir şeyler yiyordu:


ve yılanlar... Hani görünce çığlıklar atarak kaçtığımız, ismi bile bir çoğumuzun tüylerini ürpertmeye yeten soğukkanlılar...Tesadüfen biz oradayken görevliler bir kaç tanesini ortalığa çıkartmış ve insanlara gösteriyorlardı. Bir yılana dokunma şansını kaçıracağımı düşünmüyordunuz değil mi?


Yalnız hiç de beklediğim gibi soğuk değildi. Hafif kayganımsı çok değişik bir derisi vardı.


Bu yazıyı kimlerle kapayacağım sizce?



 Aksi bakışlarını sevdiklerim!

Evdeki Dev


Bugün sizi  bir hanımefendiyle tanıştıracağım. Adı Shadow. Kendisi ailesinin iş durumu nedeniyle Amerika'dan taaa İsviçre'lere gelmiş.
Ailesiyle benim yolum ise geçen sene kesişti. İşte o gün bugündür, tatile gittiklerinde Shadow ile kardeşi Serena'yı bize bırakıyorlar. Yalnız Shadow hanim biraz büyükçe, fazla büyükçe ve sanıyorum bunun pek de farkında değil. Bazen ayağıma basıyor sonra ben bir 10 dakika tek ayak zıplıyorum evde. Biz yemek yerken masanın altına girmeye çalışıyor ki çok beyhude bir çaba. Bugün de koltuğu işgal etmişti, azıcık yanına ilişeyim, biraz mıncıklayayım derken aklıma bu videoyu çekmek geldi. Artık sizi Shadow'la başbaşa bırakayım. 




DIY- İçki şişesinden sıvı sabunluk

Uzun zamandır banyomuza şöyle güzel bir sabunluk arıyordum. Bir türlü istediğim gibi bir şey bulamadım. Görünüşünü beğenip aldığım bir tanesi de sabun kaçırmaya başlayınca tamam dedim, yetti artık! Kendi sabunluğumu kendim yapacağım. Şimdi bundan bir 25 yıl önce olsaydı işim zordu, ne internet var ne bir şey. Artık sıvı sabunu bir kasenin içine koyar parmaklayıp dururdum herhalde. Neyse ki şimdi google amca var. Çok bilge kendisi. Bir soru soruyorsun bin tane cevap veriyor. Üstelik bir de bilmiiiiş, bir ekabiiir: yanlış sordun mu da ''Şöyle demek istedin herhalde ama beynin yetmedi doğrusunu yazmaya, al ben senin için yazdım.'' diye ezikliyor.

İşte beni de şu siteye yönlendirdi. 

Şimdi Jack Daniels hem pahalı hem de şişesi çok uzun, içerisine uygun pompa bulmak da çok zor.
Gittik Yener'le bir markete, içki reyonunda uygun bir şişe arıyoruz. Şöyle hem güzel hem de çok uzun olmayan bir şey olsun, eh biraz da ucuzca olsun derken bir karadut liköründe karar kıldık. Pompa için de 750 ml lik pompalı bir vücut şampuanı aldık.

Bundan sonrası çok kolay: içkiyi başka bir şişeye boşaltıp, şişeyi iyice çalkaladıktan sonra içerisine istediğiniz renk sabunu koyuyor ve pompayı da yerleştiriyorsunuz. Şişenin ağız kısmının çok geniş olmaması ve standart pompalara uyması gerekli. Tabii içki şişesini satın almadan deneyemediğiniz için birazcık şansa kalıyor işiniz. Bizimki tam uydu!

En son eve gelen misafirler ''Bu da ne?'' demesin diye, biraz da rengi bizim banyonun renklerine uysun diye çingene pembesi ojeyle üzerine SOAP yazdım.

Bakalım beğenecek misiniz?


Profesyonelleşiyorum :P

Merhaba herkese!
Bu bir bilgilendirme yazısıdır.
Bir süredir blogumu daha profesyonel bir görünüme kavuşturmak istiyordum. Bugün bir blog tasarımcısıyla anlaştım. Çok yakında yepyeni bir blog görüntüsüyle karşınızda olacağım. Bekleyin bu baykuşu anacımm :)

3 Fidana Selam Olsun

Atilla İlhan'ın ünlü şiirinin hikayesini biliyor musunuz? Hani içinde müjganla ben ağlaşırız geçen şiir. Müjgan kim hiç düşündünüz mü? Bir kadın ismi mi?
Oysa şiirin hikayesi bambaşka.
Bundan 41 yıl önce bugün 3 fidanı astılar...


Atilla İlhan bir sabah radyoda duyuyor bu karanlık haberi.
Sonrasında Karşıyaka'dan İzmir'e vapurla geçerken düşüyor aklına şiirin ilk mısrası... 
Müjgan kirpik demek... Müjgan'la Atilla'nın ağlaşması da burada anlamını buluyor işte...

Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
O mahur beste çalar müjgan'la ben ağlaşırız
Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız
O mahur beste çalar müjgan'la ben ağlaşırız

Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı

Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
Geceler uzar hazırlık sonbahara


Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan ve gelecek güzel günler adına, canları pahasına onlarla aynı yolda yürüyen bütün aydınlık yüzlü arkadaşlarına selam olsun.



...Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı 
   Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı 
   Gittiler akşam olmadan ortalık karardı ...





Can Dündar'ın bugünle ilgili yazısı için tık.